''SEVGİLİLER GÜNÜ TARİHÇESİ''
11/2/2008
Her yıl 14 Şubat yaklaşırken, birbirlerini gönül bağıyla seven insanlar hummalı bir hazırlığa başlarlar. O gece yenilecek yemek, o gün giyilecek elbiseler, o gün verilecek hediyeler; 14 Şubat'ı adeta ticari bir sektör haline getirdi.
Dünyada "Sevgililer Günü" olarak bilinen bu anlamlı günün tarihi ise binlerce yıl önceye, Roma İmparatorluğu'na dayanıyor. O dönemde yaşayan bir papaz olan Aziz Valentine'in trajik ölümüyle sonuçlanan olaylar, 14 Şubat Sevgililer Günü'ne zemin hazırlayan olaylar olarak anılıyor.
Aziz Valentine'in efsaneleşen öyküsü
Eski Roma'da 14 Şubat günü bütün Roma halkı için önemli bir gündü. Çünkü bu günde Roma'da, tanrı ve tanrıçalarının kraliçesi olan Juno'ya duyulan saygıdan ötürü tatil yapılırdı. Juno ayrıca Roma halkı tarafından kadınlık ve evlilik tanrıçası olarak da biliniyordu. Bu günü takip eden 15 Şubat gününde ise Lupercalia Bayramı başlıyordu.
Bu bayram halkın genç nüfusu için büyük önem taşıyordu. Bunun nedeni ise yaşantıları kesin kurallar ile sınırlandırılmış, bunun doğal sonucu olarak birliktelik yaşama şansı olmayan bu gençler, sadece bu bayram süresince bile olsa birbirlerinin partneri oluyorlardı. Hangi genç bayanın, hangi genç erkek ile bir çift oluşturacağı eski bir gelenek olan ve Lupercalia Bayramı'nın arife günü yapılan bir çekiliş ile belli oluyordu. Romalı genç kızlar isimlerini küçük kağıt parçalarının üzerine yazıp bir kavanoza koyuyorlardı. Genç Romalı erkekler ise kavanozdan bu kağıtları çekerek, üzerinde hangi kızın ismi yazıyorsa o kızla bayram eğlenceleri boyunca beraber oluyorlardı. Bu birliktelikler birbirine aşık olan çiftler için bayram süresinin dışına taşıp genellikle evlilikle sonlanıyordu.
İmparator 2. Claudius, Roma'yı kendi katı kuralları ile zalimce yöneten bir hükümdardı. Onun için en büyük problem ordusunda savaşacak asker bulamamaktı. Ona göre bu durumun tek sebebi Romalı erkeklerin aşklarını ve ailelerini bırakmak istememeleriydi. İşte bu yüzden Roma'daki tüm nişan ve evlilikleri kaldırdı.
Aziz Valentine de, Claudius'un hükümdarlığı zamanında Roma'da yaşayan bir papazdı. Kendisi gibi papaz olan Aziz Marius ile birlikte Claudius'un yasağına rağmen gizlice çiftleri evlendirmeye devam etti. Ancak imparator bu durumu bir süre sonra öğrendi. Aziz Valentine insanları evlendirmeye devam ettiği için tutuklandı ve yaptıklarının cezası olarak sopa ile dövülerek öldürüldü. Milattan sonra 270 yılının 14 Şubat gününde Hıristiyan şehitliğine gömüldü. O gün bugündür, her yılın 14 Şubat'ı Sevgililer Günü olarak kutlanmaya devam ediyor ve yeryüzünde kadın ve erkek beraber olduğu sürece de kutlanmaya devam edecek gibi."
Başka rivayetler de var
Milattan sonra ilk yüzyıllardan beri her yıl şubat ayının ondördünde kutlanan Sevgililer Günü'nün başlangıcı ile ilgili o günden günümüze kadar gelmiş çeşitli efsane ve hikayeler var.
Bazı kaynaklara göre; bu özel günün kutlanma sebebi, Hristiyanlığı seçtiği ve bu inancından vazgeçmediği için öldürülen Romalı Aziz Valentine. 14 Şubat 270 yılında ölen Valentine'nin ölüm günü o günden sonra Sevgililer Günü olarak kutlanmaya başlanmış. Efsanenin başka bir yönü ise Aziz Valentine'nin İmparator Claudius hükümdarlığı ile aynı dönemde bir tapınakta papaz olarak hizmet vermesi ile ilgili. Claudius Valentine'i emirlerine uymadığı ve kendisine başkaldırdığı için tutuklatıp öldürdü. Bu olaydan 226 yıl sonra 496'da Papa Gelasius Aziz Valentine'i onurlandırmak için Şubat 14'ü Aziz Valentine Günü olarak belirlemiştir.
Yıllar geçtikçe yavaş yavaş 14 Şubat, sevgililerin, aşıkların birbirlerine aşk mesajları yolladığı bir gün haline geldi. Bununla pararel olarak Aziz Valentine de bütün sevenlerin koruyucu azizi haline gelip böyle anılmaya başlandı. Sevgililer Günü, 1800'lü yıllardan sonra Amerika'da Esther Howland'ın ilk Sevgililer Günü kartını yollamasından bu yana, günümüzde daha çok sayıda insanın kutladığı toplumsal bir olay haline geldi.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Adet döngünüz değişiyorsa dikkat !
30/1/2008

Adet döngüsünün düzenli olmasının anlamı, her kadın için farklıdır. Örneğin kadının yaşına göre, normal tanımı farklıdır. Öyle ki ilk âdetlerini gören gençlerde seks hormonları kararlı duruma gelene kadar ilk birkaç yılda, âdetin düzensiz olması beklenebilir.
Menopoz öncesinde âdet döngüsü düzensizleşebilir, çünkü yumurtalık hormonlarının düzeylerinde dalgalanma başlamıştır. Bu da menopoza girecek kadınların düzensiz âdet görmesine yol açar. Ergenlik ve menopoz öncesi arasında kalan yaşam süresinde ise bir kadının aylık döngüler halinde düzenli adet görmesi beklenir. Ama bu dönemde de hamilelik, çeşitli hastalıklar, ilaçlar, stres ve kistler gibi başka ve çeşitli sorunlar bu döngünün düzenini değiştirebilir.
Prof. Dr. Ergin Bengisu’ya sordum; "Neler dersin bu konuda hocam, mesela âdet kanamasının kaç günde bir olmasını normal kabul etmeliyiz?" dedim. Sınıf arkadaşım ya hem de aynı binadayız, sohbeti de tatlı, aklıma ne gelse sorarım ona jinekoloji konusunda. Aslında sırf jinekoloji değil, tıbbın her konusuyla ilgilenir Ergin Hoca. Boş vakitlerimizde hep yaşam kalitesini yükseltmek için, önleyici tıpta, sağlıklı yaşamda neler yapılması gerektiğini konuşur dururuz. Modern tıp anlayışında biz doktorlar, hastalarımızı sağlık riskleri ile ilgili her konuda, uyarmaktayız artık. Biz dahiliyeciler, duruma göre "Smear testinizi yaptırdınız mı bu yıl" derken, jinekologlar da gerektiğinde, "Aman dikkat kolesterolünüz yüksek, herhalde çok yağlı yiyorsunuz" demekte. Böylelikle hastasına, sağlık risklerinden korunmak konusunda yol göstermekte.
Ergin Hoca, "İki âdet kanamasının arasının 22 ilâ 35 gün arasında olması normal kabul edilir"dedi ve devam etti. Aylık döngüleri arasında (artı/eksi 5 güne kadar) değişkenlik olması mümkündür. Ama bu değişikliğin çok belirgin ve hızlı olması bir sorun olduğunu gösterebilir. Normalde âdet döngüsü 35 gün olan bir kadının aniden 22 günde bir âdet görmeye başlaması, bir uyarı sinyali olabilir. Doğrusu, böyle bir durumda doktorunuza danışmaktır, bu durumun sebebini araştırır ve gelip geçici bir durum mu, yoksa altında başka sebepler mi var o karar verir. Bu tip değişimlerde hanımlar genelde doktora gitmezler, ya "Yaşlanıyorum canım normaldir" derler veya yakın dostlarına danışıp, onların benzer durumlarını kendilerine adepte ederler. Tabii bu bazen ciddi sonuçlar doğurabilecek bir yanlıştır.
Sağlıkla ilgili, ister âdet düzensizliği ister başka bir bulgu olsun, normalin ve alışılagelmişin dışına çıkan, dikkat çekici her durumu vakit kaybetmeden doktorunuzla paylaşmak, size sağlıklı yıllar kazandırır ve olası hastalıkları önlemede, bazen boş yere kıymetli zaman kaybolmamış olur.
Adet döngüsü normal olan bir kadın, âdet görmediğinde, şartlar müsaitse, öncelikle gebelik düşünülmelidir. Adet kanaması genellikle 2 - 8 gün sürer. Bunun dışındaki süreler, doktora gitmek için bir sinyal olmalıdır. Kadınların bir "âdet günlüğü" tutmaları, belirtileri izlemek ve doktorlarına daha ayrıntılı bilgi verebilmek için çok faydalıdır. Duygusal sıkıntı, diyet veya egzersiz, döngüyü etkileyebilir. Bunları da doktora bildirin.
Günlüğe bunları not edin
• Adet ayın kaçında başladı?
• Bir âdetin ilk gününden sonrakinin ilk gününe kadar olan süre kaç gün?
• Adet kanaması kaç gün sürüyor?
• Kanamanın azlığı/çokluğu? Âdetteki en şiddetli günler hangileri?
• Adet kanaması haricinde leke tarzında kanama (spotting) var mı? Varsa ne zaman? Seksten sonra mı?
• Ağrı var mı? Ağrının tarifi, nerede ve ne zaman?
• Diğer semptomlar ne? Baş ağrısı, sırt ağrısı, mide - bağırsak sorunları, halsizlik, bayılma nöbetleri var mı?
• Olağandışı bir akıntı var mı?
• Kullandığınız ilaçlar neler?
Adet kesilmesinin nedenleri
• Emzirme
• Menopoz
• Doğum kontrol hapları ve bazı ilaçlar
• Stres
• Kötü ve yanlış beslenme
• Depresyon
• Aşırı kilo kaybı
• Aşırı egzersiz
• Bazı kronik hastalıklar
• Ani kilo alma veya obezite
• Tiroit hastalıkları ve polikistik over sendromu dahil bazı hormonal problemler
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Analitik erkek, plancı kadın...
30/1/2008

Rutgers Universitesi’nden antropoligist Prof. Helen Fisher, BBC editörü Tim Weber’e şirketlerin, kadınlara erkeklerden çok daha fazla ihtiyacı olduğunu savundu.
"Erkekler daha analitik, kadınlar ise daha uzun dönemli planlar yapıyor" diyen Fisher sözlerinin araştırmalara ve beyin taramalarına dayalı olduğuna dikkat çekti. Kadınlar ve erkeklerin beyninin çok fakrlı çalıştığına dikkat çeken Fisher, "Anne karnında yaşananlar bile olaylara bakışını ve çalışma biçimini derinden etkiliyor. Farklılıkların nedeni testesteron hormunu" dedi.
Fisher’a göre yüzük parmağı orta parmağından uzun olan insanlar yüksek testosteron alanlardan oluşuyor. Bu tip insanların çoğunlukla analitik düşünceye sahip olduğunu savunan Fisher "Eğer bu durumu yaşıyorsanız bu sempattik bir kişiliğiniz olduğunu gösteriyor. Bazı meslekler var ki, hiç bir erkek bir kadın kadar başarılı olamaz. Örneğin film sektöründe kadınların yazdığı senaryolar daha karmaşıktır" dedi.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Peki sizin tarzınız hangisi ?
30/1/2008

Kıyafetler vücudumuzun bir parçası olmasa da, sizi farklı göstermek konusunda önemli bir yere sahipler. Bir elbisenin ya da rengarenk bir kazağın etrafa kişiliğiniz hakkında bir şeyler fısıldıyor olması kimilerine pek de mantıklı gelmiyor. Oysa, sizi en çok anlatan ve tanıtan beden dilinize giyim tarzınız yön veriyor. Giyim kuşamınıza göre değişen ruh haliniz veya ruh halinize göre değiştirdiğiniz stiliniz, dışarıya verdiğiniz mesajlar üzerinde de etkili oluyor. Burada, kim olduğunuz veya kim olmak istediğiniz çok önemli! Kendinizi en doğru şekilde ifade etmek için öncelikle ne istediğinizi bilmeli ve bu doğrultuda sizi kendinize yabancılaştırmayacak seçimlere yönelmelisiniz. İşte farklı tarzlar ve vermek istedikleri mesajlarla ilgili bazı ipuçları...
Siyah tutkusu: Modayı takip etseniz de seçiminizi tepeden tırnağa siyah ve klasik parçalardan yana kullanıyorsunuz. Bu, kendine güvenen, değişimlerden fazla hoşlanmayan ve kararlı bir yapıya sahip olduğunuzu gösteriyor. Bu tarz insanlar, bedenleriyle dışarıya verdikleri mesajlarla da bunu en doğru şekilde yansıtabildikleri için farklı görünüyorlar.
Moda takipçileri: Modanın izinden giden ve bu değişime ayak uydurarak sürekli kendini yenileyen kişilerin, kişilik yapılarına baktığınızda daha çok bu yenilikçi taraflarını ön plana çıkardıklarını görebilirsiniz. Yeni insanlarla tanışmak, yeni yerler görmek ve yeni şeyler denemek konusunda daha girişken ve isteklidirler. Beden dilleri de bunu doğruluyor; bir ortamda hareketleri ile dikkat çekmeyi ve fark edilmeyi seviyorlar.
Sadelikten taviz vermeyenler: Modern ve sade seçimler yapan, arada tarzını birtakım aksesuarlarla ortaya koymak isteyenler, etrafına açık mesajlar veren grupta yer almıyor. Onlar herkesin bir adım dışında kalmayı seven ve seçici davranan kişiler. Bir ortamda onların beden dillerinden, biraz daha ulaşılmaz olduklarını anlayabilmek çok da zor olmuyor.
Sportif tarzlar: Sadelik ve modernizm arasında kalmış, biraz daha "geleneksel" tarzların bir adım önünde duran, rahatı ve konforu her şeyin üzerinde tutan bu grup, kendini önemseyen kişilerden oluşuyor. Onlar da seçici yanlarıyla öne çıkıyor. Dış dünyayla kurdukları iletişime de, tıpkı giysilerinde olduğu gibi, rahatlık yön veriyor. Kendilerini rahat hissettikleri insanlar ve ortamlarda verdikleri sıcak mesajlar, bunun tam tersi bir durumda, aynı doğrultuda sınırlarını çiziyor. Mimikler, ellerin pozisyonu direk bir yakınlaşmayı reddediyor.
Couture ve şaşaalı ruhlar: İhtişam, şaşaa ve feminenlik tarzınızda belirleyici ise sizi iki gruba ayırabiliriz. Birinci gruptakiler dışa açık, kendine son derece güvenen ve dikkat çekmekten hoşlanan kişilerden oluşuyor. Sadece nasıl göründüğünü önemsiyor ve bunu diğer kişilik özellikleri ile birleştiriyor. Bedenini kullanmayı kesinlikle seviyor. Ve bunu iyi başarıyor.
Diğer grup ise salt fiziğini bir avantaj olarak kullanıyor. Kişiliğiyle bağdaşmayan bu abartının içinde kendini arıyor. Bu arayış beden diline yansıyor; bu nedenle tarzı ve verdiği mesajlar birbiriyle örtüşmüyor.
Sıra dışı ve avangard bir stil: Giymesi de taşıması da zor parçaları onlar ustaca bir araya getiriyor. Fazlaca yaratıcılık gerektiren bu durum zaten görsel olarak onları farklılaştırıyor. Bunun bilincinde oldukları için de bu, mesajlarına yansıyor. Kendilerine güveni tam olan bu grubun girdikleri ortamlarda kullandıkları en güçlü silah ise beden dilleri. Fark edilmeyi seviyor, ilgiden hoşlanıyorlar. Tasarım parçaların öne çıktığı bu kombinasyonlar, bugün tarzını kişiselleştirmek isteyen kadınların da yakın takibinde.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Su içerek nasıl zayıflanır ?
30/1/2008

Birçok kişi sinirli ya da üzgün olduklarında ilk iş olarak buzdolabına yönelir. Çünkü bu zamanlarda vücutta salgılanan endorfin hormonu iştah açar ve bizi yemeye yönlendirir. Oysa bu durumda yapılacak en yararlı şey su içmektir. Çünkü su, endorfin hormonu salınımını bloke ederek gereksiz yemek yemeyi engeller.
Su, kasların dengesini sağlayarak kasılma anındaki doğal fonksiyonlarını düzenlemeye yardımcı olur.
Vücudun zararlı maddelerden arınmasını sağlar.
Kabızlığı önler. Yeterli su alınmadığı zaman beden ihtiyacı olan suyu bağırsaklardan çektiği için kabızlık oluşur.
Yemeklerden önce içilen su tokluk hissi verir.
Cildi güzelleştirir, kurumayı ve deri sarkmalarını önler.
Yağların vücutta depolanmasını önler. Karaciğerin başlıca görevlerinden biri de depolanmış yağları enerjiye çevirip, yakmaktır. Ancak böbrekler yeterli su alamazsa karaciğer iyi çalışmaz ve yağlar bedende depolanır.
Vücudumuz yeterince su alamazsa bunu bir tehlike gibi algılayıp suyu saklamaya başlar. Bu da vücutta su toplanmasına özellikle el ve ayaklarda ödem oluşumuna neden olur. Bu yüzdendir ki kişinin gün içinde yeterli miktarda su içmesi çok önemlidir.
Not: Susamak, vücudumuzdaki sıvı miktarının azaldığına işaret eder. Günde 0.7 litre maden suyu içerseniz, günlük sıvı miktarınızın yarısını karşılamış olursunuz. Eğer günde 1 saat spor yapıyorsanız, bu miktarı 1 litre arttırmanız gerekir. Genelde insanın 8 bardak (2 litre) suya ihtiyacı vardır. Ancak kilolu kişilerin metabolizmalarını hızlandırmaları için daha fazla su tüketmeleri gerekir. Uzmanlar bunu fazladan her 12 kilo için 1 bardak su olarak ifade etmektedir.
